Select Menu

Slider

Blogger tarafından desteklenmektedir.

Popular Posts

Subscribe

Recent Posts (Do not edit)

Video of Day

Advertisement

Text Widget

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua. Ut enim ad minim veniam, quis nostrud exercitation test link ullamco laboris nisi ut aliquip ex ea commodo consequat.

Duis aute irure dolor in reprehenderit in voluptate another link velit esse cillum dolore eu fugiat nulla pariatur.

Sample Text

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipisicing elit, sed do eiusmod tempor incididunt ut labore et dolore magna aliqua.

İletişim Formu

Ad

E-posta *

Mesaj *

Followers

Instagram Photo Gallery

Popular Tags

Tags

Video of Day

About

Join Us

Advertisement

  • Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit.
  • Aliquam tincidunt mauris eu risus.
  • Vestibulum auctor dapibus neque.

Ads

Need our help to upload or customize this blogger template? Contact me with details about the theme customization you need.

Advertisement

About

Our Company Inc.
2458 S . 124 St.Suite 47
Town City 21447
Phone: 124-457-1178
Fax: 565-478-1445

Technology

" });

Popular Posts

Travel

Performance

Cute

My Place

Slider

Racing

Videos

1)KİTABIN KONUSU:

Küçük yaşta gördüğü kötü muamelelerden dolayı acıma duygusu olmayan bir öğretmeni anlatıyor.

2)KİTABIN ÖZETİ:

Zehra adında bir öğretmen çok acımasız bir karaktere sahipti.Öğrencilerine her zaman kötü davranıyordu. Bir gün babasının öldüğünü duydu.Babasının evine gitti.Fakat hiçbir şekilde üzülmüyordu. Babasını yanına gitmeden başka bir odaya geçti. Odada bulunan sandıktan babasının hatıra defterini buldu.Bu hatıra defterini okudukça babasına haksızlık ettiğini anlamaya başladı.Acıma duygusu olmayan Zehra öğretmen babasının geçmişte bulunduğu duruma acımaya başlamıştı. Annesinin babasına karşı haksızlık yaptığını anladı.Büyük bir üzüntüyle odadan çıkarak babasının bulunduğu odaya gider. Ve onun yüzüne örtülü olan çarşafı kaldırarak onu öper. Daha sonra Zehra öğretmen okuluna geri döner ve bir süre sonra orada evlenir.


3)KİTABIN ANA FİKRİ:

 Geçmişte yaşanan acı olaylar insan yaşamının  diğer bölümlerinde sürekli etkili olur.

4) KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN ÖZELLİKLERİ:

Zehra Hanım            : Acımak nedir bilmeyen dik başlı, çatık kaşlı, asabi bir insandır.
Tevfik Bey                : Zehra Hanım için elinden gelen herşeyi yapmak isteyen fedakar ve iyi bir insandır.
Mürşit Efendi           : Zehra Hanım’ın babası. İyiliklerden yana ve fedakâr bir insandır.
Müşerref                   : Mürşit Efendi’nin karısı. Oldukça bencil ve para düşkünüdür.
Feriha                        : Mürşit Efendi’nin kızıdır.Veremden öldü.
Kayınvalide              : Aşırı tutkuları olan ve bencil bir yaratılışa sahiptir.

5) KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:

            Kitap klasik bir Türk romanıdır; fakat bu romanda anlatılan olay oldukça akıcı ve gerçekçi dille anlatılmıştır. Dili sadedir, anlaşılması kolaydır ve tasvirler çok yerinde kullanılmıştır.

6) KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:

            Reşat Nuri GÜNTEKİN;

            25 Kasım 1889 tarihinde İstanbul’da doğdu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesini bitirdi(1912). Bursa’da başladığı (1913) öğretmenlik hayatına çeşitli okulllarda devam etti. Mili Eğitim müfettişi (1931), Çanakkale milletvekili (1933-43), Pais Kültür Ataşesi ve emekli (1954) oldu, kanser tedavisi için gittiği Londra’da öldü. İstanbul’da Karacaahmet mezarlığına gömüldü. Çalıkuşu, Yaprak dökümü, Dudaktan Kalbe ve Kavak Yelleri adlı eserleri bulunmaktadır.
- - -
1.KİTABIN KONUSU

                      Bir öğretmenin emekli olduktan sonra başından geçen olayları;bir öğretmenin görevlerini,yapması gereken şeyleri anlatan bir kitaptır.

2.KİTABIN ÖZETİ

                        Olayın içinde geçen öğretmen,aslında emekli olmuş vurdumduymaz bir öğretmendir.Fakat emekli olduktan sonra zamanını bunca sene ne kadar boş şeyler içinde harcadığını anlar.Emekli olmadan önce kurduğu hayallerin hiçbiri gerçekleşmez.eğitim müdürü ile konuşmaya gider.eğitim müdürü ona bir köyde öğreymenlik yapabileceği müjdesini verir.gittiği köy tahmininden kötü çıkar.geri dönmek ister fakat bunu yapamaz.çünkü,oradaki insanları çok sevmiştir ve onlar için birşeyler yapmak ister.köyde ilk olarak ilgilendiği yer okuldur.daha sonra köyün başına dert olan bataklığı kurutur.bunları yaparkende başından birçok olay geçer.köyü çok iyi bir duruma getirir.öyle ki artık köye yabancılar gelmeye başlar.insanlar iş sahibi olurlar.öğretmen hayatının en verimli yıllarını burada geçirir.köyde köy odaları açılır,bir eğitim seferberliği başlar.köyde yıllardır yapılamayan nüfus sayımı bile yapılır.artık ekmeksizköy için yeni ufuklar açılmıştır.

3.KİTABIN ANA FİKRİ
 
  insan sırlar içinde yaşar ve bunu farkedemez.fakat etrafındaki insanlara ilgi gösteren sosyal insanlar bunu keşfederler ve hayattan tat almaya başlarlar.
  

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN,ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ
  
.            EKMEKSİZKÖY ÖĞRETMENİ:Vatansever,sosyal,insanlarla çok iyi iletişim kurabilen bir insan.
             HOCAEFENDİ:Kooperatifçiliğe merak sarmış,kendi yağında kavrulan bir insandır.
             MUHTAR:Öğretmenin köye gelmesinden beri ona yardım eden,dürüst,vatansever bir insandır.

          5.KİTAP HAKKINDAKİ GÖRÜŞLER
            Kitap sade bir dille yazıldığı için anlaşılması kolay bir kitaptır.Olaylara yaklaşım tarzı diğer kitaplardan daha güzel ve daha farklıdır.Herkesin okumasını tavsiye ederim.

         6.KİTABIN YAZARI HAKKINBDA KISA BİLGİ
           şevket süryya aydemir eski bir öğretmendir.bu öğretmenlik görevi sırasında O,çalışmalarının niteliği ve başarısı üzerinde öyle bir takdir belgesine de mazhar olmuştur ki,bu belge,fani hayatında,her Türk’ün bir şeref tacı ve bir ülküsü sayılabilir.bu taktir,Gazi Mustafa Kemal’in,Şevket Süreyya’nın hem eğitim başarıları,hem de şahsiyeti üstündeki üstün ve pek eşi olmayan yazılı ifadeleridir.Tek Adam,Suyu Arayan Adam,Toprak Uyanırsa en önemli eserlerindendir.


- -
1-)Kitabın Konusu   :
Yakup Kadri KARAOSMANOĞLU’nun Ankara romanı ütopik bir romandır. Bu romanda yazarın özlediği, özlemini çektiği geleceğin Ankara’sı dolayısı ile Türkiye’sidir.
2-)Kitabın Özeti        :
Cumhuriyet inkılabı ile birlikte Anadolu’nun yeniden dirilişi yeniden yapılanması gerekmektedir. Bu yeni yapı üzerine acil bir şekilde bina inşaa edilmelidir. Bunu yapacak olanlar ise dönemin idealist vatansever insanları olacaktır. Ankara romanında ise bunu gerçekleştirecek idealist insanların verdiği mücadele anlatılmaktadır. Bu idealist insanlar inkılap hareketini özümsemiş, milli şuura sahip karakterlerdir. Bu insanlar hayat serüveni içerisinde karmaşık yollardan geçerek romanın son bölümünde bir araya gelirler. Kendi hayatlarını geleceğin çağdaş, modern, öz benliği ile çelişmeyen maddi ve manevi varlığını kaybetmeyen, değerleri ile övünen yeni Türk toplumu yaratma mücadelesi içinde geçer.
Ankara romanı üç bölümden oluşmaktadır.;
Birinci bölüm : Sakarya savaşı öncesi ( 1922’ye kadar ).
İkinci bölüm : Cumhuriyetin ilanını izleyen yıllar ( 1926’ya kadar ).
Üçüncü bölüm : Cumhuriyet sonrasının 14 ve 20. Yılları (1937-1943’e kadar ).
Bu üç bölümdeki olaylar yazarın her bölümde ayrı bir kişilik olarak karşımıza çıkardığı Selma Hanım’ın çevresinde geçer. Selma Hanım’ın arayışı Ankara’nın arayışıdır. Yazgısı Ankara’nın yazgısıdır. Yaşamı da Ankara’nın yaşamıdır. Selma Hanım’ın ilişki kurduğu erkekler ise birer simgedirler.
Birinci bölüm: Kurtuluş Zaferi ile sonuçlanan, savaş yıllarındaki Ankara’yı kısa hatlarla açıklamaktadır. Romanın kahramanı olan Selma Hanım hayatını bu üç bölümde üç ayrı erkekle geçiriyor. Milli mücadele yıllarında bir banka şefinin karısıdır. Kocası Nazif’le Ankara’nın yabancısıdır. İstanbul'lu hanım için Ankara’da hayat tek düze ve sıkıcıdır, yoksulluklarla doludur. Boş zamanlarında Hatice Hanım ve Halime Hanım ile sohbet eder. Bu sohbetlerinde gündelik Ankara hayatını tüm çıplaklığı ile gözler önüne serer. Daha sonraları Nazif Bey’in vekil arkadaşı Murat Beyle tanışırlar. Bu sırada binbaşı Hakkı Beyle de tanışırlar. Bu dönemlerde Hakkı Bey’in milli mücadele ruhu ve azmi kendisini fazlasıyla etkiler. Bütün ümitlerin zafer’e bağlandığı, başka hiçbir şeyin ehemmiyetli olmadığı bu devirde, herkesin mütevazı bir hayatı vardır. Yalnız kocası Nazif Bey’in milli davaya bir erkekten beklediği heyecan ve alaka ile bağlanmadığını gören Selma Hanım yavaş yavaş kocası Nazif Bey’den kopmaya başlar. Erkân-ı Harp Binbaşı’sının fikir ve hareketlerine yakınlık duyar. Birinci bölüm Selma Hanım’ın binbaşının cazibesine kendisini kaptırdığı bir zamanda sonuçlanır.
İkinci bölümde Selma Hanım Nazif Bey’den boşanmıştır. Bu bölüm zaferden sonraki Ankara’dır. Selma Hanım eski binbaşı emekli Miralay Hakkı Bey’in karısıdır. Ancak koşullar değişmiş değişen koşullar Cumhuriyet öncesinin kişilerini de değiştirmiştir. Hakkı Bey ordudan, Murat Bey vekillikten ayrılmışlardır. Vurguncu harp zengini şirket meclisi idarelerinde dolaşan, ecnebi gruplarla komisyon işleri yapmaya çalışan Hakkı Bey’in yeni yüzüyle karşılaşırız. Hakkı Bey milli idealleri bir tarafa bırakmış, maddi refah içerisinde sadece kendi hesabına çalışan birisine dönüşmüştür. Bu zümreye göre artık halkçılık diye bir dava kalmamıştır. Bu bölümde halk ile bu zümre arasında nasıl doldurulmaz bir uçurum açıldığını, inkılabı böyle anlayanları, hep kendi lehlerine çekenlerin eleştirisi yer alır. Selma Hanım yeni kocasından da uzaklaşır. Bu sırada muharrir olan Neşet Sabit genç kadını görmek için onların bazı alemlerine iştirak eder. Selma Hanım bu hayatın acılarını onunla paylaşır. Binbaşı Hakkı Bey’den boşanır. Bundan sonraki hayatında toplumsal hizmetlerin en değerlisi olan öğretmenlik görevine atılır.
Son bölüm yazarın hayalindeki Ankara’dır. Yazarın bu hayali Cumhuriyet’in Onuncu Yıl Dönümü Bayramıyla başlar. Gazi Mustafa Kemal’in Türk milletine hitabesi, bir devir başlangıcının, bir yeni sabahın ilk işareti gibi olmuştur. Ankara’nın çehresi değişmiştir. Bundan sonra egoist bir zümrenin zevkine ve menfaatine karşı şiddetli matbuat hücumu başlamıştır. Halk evleri, Toplumsal Mükellefiyet Teşkilatı yeni hayatın odakları olmuştur. Selma Hanım Neşet Sabit’le evlenmiş, bu iki insan yeni hayatın imar ve inşasında elele vererek büyük bir aşkla çalışıyor, yeni değerleri halk yığınlarına götürürler. Harf İnkılabı, Tarih Cemiyeti, Yüksek İktisat Enstitüsü, Halk Evleri gibi daha bir çok alanda büyük atılımlar, büyük yenilikler gerçekleşir. Selma Hanım ve Neşet Sabit fırsat buldukça Anadolu’nun muhtelif yerlerine seyahat eder, bu seyahatlerinde gördükleri yerlerin yeni çehresiyle karşılaşırlar. Anadolu toprağı, suyu, kırı, bayırı, dağı, taşıyla eşsiz güzelliğiyle cennetten bir parça gibi tasavvur ederler, bundan doyumsuz bir haz alırlar. Hele Pınarbaşı’nda düzenledikleri eğlencelerde halk ezgileri ve türküleri çalınır söylenir, sabaha kadar hoşça vakit geçirirler. Roman yazarın bu tasavvuruyla son bulur.

3-)Kitabın Ana Fikri            :

Yeni kurulan bir devletin buhranlı dönemlerinde insanların kendi menfaatlerinden çok devletini ve milletini düşünmesi gerekir.Bu zor dönemin atlatılmasında her ferdin yürek yüreğe, el ele çalışması; engelleri, ne kadar güç olsa da, beraberce aşması gerekmektedir.    

4-)Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirmesi     :

Selma Hanım : İyi bir öğrenim görmüş, haksızlıklara boyun eğmeyen, vatansever, vatan sevgisi uğrunda oradan oraya koşan; hep bir şeylet arayan, aradığını bulamayan; azimli ve hoş görülü, halden anlar, olgun bir kişidir.
Nazif Bey                      : İyi bir öğrenim görmüş banka şefidir. Sessiz, sedasız, vatanından çok canını seven kişidir.

Binbaşı Hakkı Bey        : Milli mücadele yıllarında atılgan ve yiğit bir askerdir. Milli mücadele bitince tavır ve hareketlerinde değişmeler olur. Milli mücadele vurguncusudur, sömürücüdür, vurdumduymaz biridir.

Neşet Sabit Bey            : İyi bir öğrenim görmüş, genç bir yazardır. Milli mücadelenin yanında yer almış, gönülden desteklemiş, inkılabın yanında canla başla çalışan; sorumluluğunu bilir, azimli, hoşgörülü, halden anlayan bir kişidir.

Murat Bey                     : Kendisi Anadolu’nun bağrında yetişmiş, milli mücadelenin yanında yer almış, tutucu, kendi çıkarını herşeyin üstünde tutan bir insandır. Milli mücadele vurguncusudur. Milli mücadele sonunda zengin olmuş, harvurup harman savuran bir kişidir. Ailesi ile Avrupa’ya kaçmıştır.

Ömer Efendi ve Ailesi  : Kültür düzeyleri düşük insanlardır.Kendilerinin ayıp saydıkları şeyleri başkaları yaparsa ayıp sayarlar. Kendileri yaparsa olağan karşılarlar. Tutucudurlar. İş hayatında başarılıdırlar.

Yıldız Hanım                    : Tiyatro sanatçısıdır.

Şeyh Emin                        : Dini bir kişidir, tutucudur.


5- )Kitap Hakkında Şahsi Görüşler           :

Anlatımı güzel ve yalın bir kitap. Cumhuriyetin kuruluş yıllarında ki karmaşada, insanların tutum ve davranışlarının, kendilerini nasıl yansıttıkları hakkında örnekler sunuyor. Türkiye’nin geleceği hakkında, o yıllarda ki  endişeleri ve yapılanmayı aktarıyor.Okunulması faydalı olacağını düşünüyorum. 

6-)Kitabın Yazarı Hakkında Bilgi  :

27 Mart 1889'da Kahire'de doğdu. İlköğrenimine ailesiyle birlikte gittiği Manisa'da başladı. 1903'te İzmir İdadisi'ne girdi. Babasının ölümünden sonra annesiyle yine Mısır'a döndü, öğrenimini İskenderiye'deki bir Fransız okulunda tamamladı. 1908'de başladığı İstanbul Hukuk Mektebi'ni bitirmedi. 1909'da arkadaşı Şehabettin Süleyman aracılığıyla Fecr-i Âti topluluğuna katıldı. 1916'da tedavi olmak için gittiği İsviçre'de üç yıl kadar kaldı. Mütareke yıllarında İkdam gazetesindeki yazılarıyla Kurtuluş Savaşı'nı destekledi. 1921'de Ankara'ya çağrıldı ve bazı görevler verildi.
1923'te Mardin, 1931'de Manisa milletvekili oldu. Bir yandan da gazeteciliğini ve roman yazarlığını sürdürdü. Kadro Dergisi 1932'de Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir, Burhan Asaf Belge ve İsmail Hüsrev Tökin ile birlikte Kadro dergisinin kurucuları arasında yer aldı. Savunduğu bazı görüşler aşırı bulunduğu için Kadro dergisinin 1934'te yayımına son vermek zorunda kalmasından sonra Tiran elçiliğine atandı. Daha sonra 1935'te Prag, 1939'da La Haye, 1942'de Bern, 1949'da Tahran ve 1951'de yine Bern elçiliklerine getirildi. 27 Mayıs 1960'tan sonra Kurucu Meclis üyeliğine seçildi. Siyasal hayatının son görevi 1961-1965 arasındaki Manisa milletvekilliği oldu. 13 Aralık 1974'te Ankara'da öldü.

ESERLERİ Roman: Kiralık Konak, Nur Baba, Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara, Bir Sürgün, Panaroma, 2 cilt, Hep O Şarkı. Hikaye Bir Serencam, Rahmet, Milli Savaş Hikâyeleri. Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl,
- - -
1-)Kitabın Konusu   :

Orta gelirli İstanbul’da yasayan bir aileye, sonradan görme zengin bir akrabanın kızı olarak gelen bir kız ve bu ailenin yargı değerlerini nasıl alt üst edişi konu ediliyor.Kızın aileye gelir olarak sağladığı katkılar,kaprisleri ve güzel olmasından dolayı bir çok talip çıkması aile içinde nasıl etkiler yaptı anlatılıyor.

2-)Kitabın Özeti        :

Postacının bile pek seyrek uğradığı evlerine postacı bir gün bıraktığı mektup evde şaşkınlık uyandırır.Mektupta Ata Efendinin teyze oğlu Yaşar kızını İstanbul’a yollayacağı yazmaktadır.Ayrıca yanında üç yüz lira göndermektedir.Böyle bir şeyi istemeyen Ata Efendi evde oluşabilecek problemlerden kaygılanmaktadır.Ama zengin olan teyze oğlunun göndereceği para hiçte göz ardı edilecek bir miktar değildir.Ayrıca kız güzel ise evde bulunan huzurun kaçabileceğini düşünmektedir.
Ama kız emrivaki bir şekilde gönderilir.Ve evde tahmin edilenden çok farklı bir kız çıkar karsılarına.Oldukça güzel olan kız  evdekilerde dahil olmak üzere bir çok kişinin ilgisini kazanır. Eve yeni bir gelir kapısı da açılmış  olur. Yaşar’ın İstanbul’daki iş ortaklarından da kızın  geçimi için para vermektedirler.Ata Efendi’de kıza tutulur bu arada. Ata Efendi çalıştığı yerde güvenilir birisidir.Bir gün patronun oğlu Ayşen ile tanışır.Bu da iş yerinde Ata Efendi’ye bir karizma kazandırmıştır. Ata Efendi patronu ve Patronun oğlu ile daha sık bir araya gelirler ve patronun oğlu Rüştü kıza taliptir. Rüştü Ata Efendi ile oldukça ahbap olurlar.Ata Efendi terfi eder. Rüştü bir yere görürse Ata Efendi ve ailesini kimseye para ödetmez ve bir zengin gibi yaşamaya başlarlar. Daha sonra elçi Sait Reşit ile ilişkisi olan Ayşen yanlış bir karar verir ve elçi ile evlenerek yurt dışına çıkarlar.
Ayşen bu ilişkiden mutlu olmaz ve Rüştü ile Ata Efendi kız geri döndürmek için uğraşırlar. Ayrıca evde kız gidince eski haline dönmüş parasızlık baş göstermiştir. Kız da geri dönmek istemektedir.Evdekiler kızı özlemişlerdir. Ayşen geri döner. Patronun oğlu Rüştü ile evlenir.Böylece herkesin istediği son ortaya çıkmış olur.

3-)Kitabın Ana Fikri            :

Para ve fiziki güzellikler insanların hayatına olumsuzluk ve huzursuzluk getirebilir.Bu gibi güzellikleri olması gerektiği gibi karşılamalı ve ne oldum delisi olmadan bunlardan faydalanılmalıdır. Çıkar her ne olursa olsun ahlaki değerlerden  taviz verilmemelidir.

4-)Kitaptaki Olayların ve Şahısların Değerlendirmesi     :

Ata Efendi                 : Evin babası.

Üftade Hanım           : Evin annesi.

Feride                         : Ata Efendi’nin Kızı.
Atıf                             : Ata Efendi’nin Damadı.

Yaşar                          : Ata Efendi’nin teyze oğlu.

Ayşen                         : Yaşar’ın Kızı.

Rüştü                          : Ata Efendi’nin patronunun oğlu.

İsmail                          : İşyerinin katiplerinden.

Mesture Hanım           : İsmail beyin hanımı.

Berin                           : Mesture hanımın kardeşi.

Deniz                          :Berin hanımın kızı.

Alımsızoğulları           : Yaşar Beyin ortakları.

Sait Reşit Bey            : Mısır elçisi.

5- )Kitap Hakkında Şahsi Görüşler           :

Anlatımı sade ve yalın bir kitap.Olayların akışkanlığı okuyucuya zevk veriyor.Aile ve ahlaki ilişkiler açısından çarpıcı bir eser. Yazar okuyucuyu fazla yormadan konuyu anlatıyor.

6-)Kitabın Yazarı Hakkında Bilgi  :

1888 yılında Beylerbeyi’nde doğan Refik Halid, 18. yüzyıl sonlarında bir kolu Mudurnu’dan İstanbul’a göçen Karakayış ailesindendir.Galatasaray Sultanisi ve Mekteb-i Hukuk’ta okuyan yazar, Meşrutiyet sıralarında gazeteciliğe  başlamıştır. Kısa sürede üne kavuşmuş, Fecri Ati edebiyat topluluğu kurucularından olmuştur. Kirpi adıyla taşlamaları ve siyasal yazıları sonucu İttihat Ve Terakki hükümetince Anadolu’nun çeşitli yerlerine gönderilmiş, ancak 1. Dünya Savaşı’nın son yılında İstanbul’a dönebilmiştir.Dönüşünde bir süre öğretmenlik yapmıştır. Başyazarlık ve Posta-Telgraf Genel Müdürlüğü yapan Refik Halid, bu ara tanınmış Ay dede mizah dergisini de çıkarmıştır.


Bazı siyasal davranışları yüzünden memleketten ayrılmak zorunda kalan yazar, Halep’e yerleşerek Vahdet gazetesini çıkarmıştır.Hatay’ın Türkiye topraklarına katılmasında katkıları olmuştur.1938 yılında yurda dönen Refik Halid, çeşitli dergi ve gazetedeki günlük yazıları ve 20 kadar romanı ile yaşamını sürdürmüştür.1965 yılında ölen yazar;tekniği, dilinin güzelliği, taşlamalarının inceliği ve tasvirlerinin kuvveti ile ün yapmış, Modern Türk Edebiyatı’nın temel taşlarından biri olmuştur.
- - -
1.    KİTABIN KONUSU : İlk evliliğinde yaşadığı kötü olaylar sonucu kadınlarn hepsine önyargılı bakan ve onları değersiz gören İskender ‘in başından geçenler anlatılmaktadır.

2. KİTABIN ÖZETİ      : Kitap, İskender adlı orta yaşlı bir adamın başından geçenleri anlatmaktadır. İskender, ilk öğrenimini Ankara‘da, orta öğrenimini Amasya ve Niğde ‘de yapmıştır. Babasının mesleği nedeniyle birçok yere gitmiş ve çeşitli insanlarla tanışmıştır. Okul yıllarında genellikle sakin bir yapıya sahip olan İskender askere gidip geldikten sonra tanıştığı Zeynep adlı kadın yüzünden sert, sinirli bir kişiliğe bürünür. Bunun böyle olmasının sebebi kadınla yaşadıkları değişik olaylardır.
            Zeynep ile İskender mutlu bir ilişkiye sahiptiler fakat daha sonraları Zeynep, İskender‘i Mesut adlı bir gençle aldatır. Zeynep eve geç gelmeye, İskender‘ e karşı ilgi göstermemeye başlar. Zaman içinde İskender buna katlanamaz ve boşanırlar. Böylece İskender ‘ in kadınlara karşı bir fobisi oluşur. Her kadını Zeynep gibi görür ve hiçbirine güvenemez.. Kendine, bir daha kimseyi sevmeyeceğine dair söz verir. İki sene sonra İskender başka bir yerde çalışmaya başlar. Çalıştığı ofiste yan masada çok güzel, çalışkan ve çekici bir kadın vardır. Gittikçe bu kadına karşı bir şeyler hissetmeye başlar fakat önceki deneyimi yüzünden uzun süre kendini engeller. Kadına karşı soğuk davranır, hatta bazen tersler ama bunları tamamen isteksiz olarak yapmaktadır. Kafasındaki düşünceler onu bir kadın düşmanına çevirir. Kadınları dünya için gereksiz görmeye başlar. Yan masada çalışan Belgin isimli güzel kız İskender’ e aşık olur ve onun garip tutumunu anlayamaz. İskender de zamanla içindeki sevgiye karşı koyamaz ve Belgin’ e hissettiklerini anlatır.

3. KİTABIN ANA FİKRİ   : Hayatta hiçbir zaman ön yargılı olmamalıyız.

4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
            İskender : Başarılı, insanlarla olan ilişkileri iyi, duygularıyla hareket eden, değişken fikirlere sahip olan orta ayşlı biri.
            Zeynep  : Çekici, güzel, çalışkan, deli dolu, çapkın ve eğlenmeyi seven bir kişilik.
            Belgin  : Genç, uzun boylu, iyi niytli, utangaç, duygularını tam yansıtamayan biri.
            Mesut    : Yakışıklı, zengin, kibirli, insanları umursamayan bir kişilik.

5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
         Kitapta insanlar arasındaki ilişkiler son derece detaylı anlatılmış. Sürekli gelişen olumsuzluklar bazen okuyucuyu sıkabiliyor. Yazar, kişileri iyi tasvir etmiş ve olaylar akıcı bir şeklde ele almış.

6. YAZAR HAKKINDA BİLGİ  : Reşat Nuri, 1912 yılında İstanbul Darulfünunu Edebiyat Şubesini bitirdikten sonra liselerde edebiyat, Fransızca ve felsefe okuttu. 1931 ve 1943 yılları arasında Milli Eğitim Bakanlığı müfettişi olarak Anadolu'nun çeşitli yerlerini görme fırsatı buldu.
Bir dönem Zaman gazetesine Temaşa Haftaları başlığı ile tiyatro eleştirileri yazdı çeşitli takma isimlerle (Şair, Nedim, Büyük Mecmua, İnci dergilerinde Hayreddin Rüşdi, Sermed Ferid, Mehmed Ferid) hikayeler yayınladı. Reşet Nuri'nin bazı mizah dergilerinde farklı takma isimler kullandığı da görülmüştür. Ayrıca "Harabelerin Çiçeği" adlı eserini yine zaman gazetesinde Cemil Nimet adıyla yayınladı. Cumhuriyet'in yeni kurulduğu 1923-1924 yıllarında arkadaşlarıyla birlikte Kelebek isimli haftalık bir mizah dergisi çıkardılar. Reşat Nuri Güntekin, Batılı bazı yazarlarından romanlar, hikayeler çevirmiş, oyunlar uyarlamıştır. Akciğer kanresinden tedavi olmak için gittiği Londra'da ölmüş (Aralık, 1956) ve cenazesi İstanbul'a getirilerek, Karacahmet   Mezarlığında   defnedilmiştir.

Romanları: Harabelerin Çiçeği (1918), Gizli El (1920), Çalıkuşu (1922), Dudaktan Kalbe (1923), Damga (1924), Akşam Güneşi (1926), Bir Kadın Düşmanı (1927), Yeşil Gece (1928), Acımak (1928), Yaprak Dökümü (1930), Kızılcık Dalları (1932), Gökyüzü (1935), Eski Hastalık (1938), Ateş Gecesi (1942), Değirmen, Miskinler Tekkesi (1946), Ripka İfşa Ediyor (1949), Kavak Yelleri (1950), Kan Davası (1955), Boyunduruk (1960), Son Sığınak (1961).


- - - -
1.    KİTABIN KONUSU : Ömer Hayyam ‘ ın Semerkant ‘ a gelişi ; burada yaşadıkları ve tarihe damgasını vuran eserinin oluşması.
2. KİTABIN ÖZETİ         :  Roman 11. yy’da yaşamış olan İranlı bilge ozan ömer Hayyam ‘ ın hayatı ve Rubaiyat ‘ ının öyküsünü anlatmaktadır.
            Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Ömer Hayyam bilgeiğiyle ve şairliğiyle her tarafta tanınan birisiydi. Onun tüm hayali Semerkant ‘ I görmek , oranın güzelliğini keşfetmekti. Gittiği yerde başından geçen birtakım olaylar sonucunda kadıyla tanışması ve onun tavsiyesi üzerine eserini bir kitapta toplar. Onun bu şairane ve bilge kişiliği kendisinin devletin en üst kademesine kadar yükseltir. Herkesin takdirini toplar ve kitabını her türlü koşullara rağmen tamamlar.
            Kitabın ikinci bölümünde de Benjamin Omer adındaki bir Ömer Hayyam hayranı bu  şaheseri bulmak için birçok zorlu yoldan geçer ve macera kitabın Titanic gemisinde kaybolmasıyla son bulur.
3.    KİTABIN ANA FİKRİ : Tüm zorluklara rağmen insanlar hayallerini gerçekleştirmelilerdir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
            Ömer Hayyam : Bilge , filozof  gökbilimci , matematikçi , herkesin güvendiği , olaylara tarafsız bakabilen bir kişilik.
            Hasan Sabbah:Zeki , araştırmacı , azimli fakat bilgisini ve yeteneklerini kötüye kullanan birisi.
            Benjamin Omer: Araştırmacı , maceracı ve kendini Rubaiyat ‘ I bulmaya adayan birisi.
5.    KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
  Kitap geçmişteki olatlara bizlere dersler veriyor. Tarihin bizler tarafından fazla bilinnmeyen yönlerine ışık tutuyor.
6.    KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİGİ :
1949 ‘da Lübnan ‘da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı. 1976 ‘dan beri Paris ‘te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf , bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
      ESERLERİ : Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri , Afrikalı Leo , Semerkant , Doğunun Limanları , Tanios Kayası , Ölümcül Kimlikler


- - - - - -

Çarpıtılmış Gerçeklikler ve Zerdüştlük

Yeryüzünde var olan tüm dinler insanların iyiliği için var olmuştur. Asıl çıkış amaçlarının temeli mutluluk, iyilik, doğruluk gibi insani değerleri ön planda tutan ilkeler üzerindedir. Zerdüştlük inancının da temeli iyilik üzerindedir. İyi davranış, iyi düşünce, iyi eylem…  Çoğu inançta olduğu gibi bu  inanç da değişikliğe uğramış ve kendi öz değerlerinden koparılmıştır. Sonrasında ve günümüzde ise tamamen çarpıtılmaktadır. Ateşe tapmak, Şeytana tapmak, Güneşe tapmak gibi çarpıtılmış bakış açılarıyla bu inanç kirletilmeye çalışılıyor.

Zerdüştilikte ateşe tapmak gibi bir durum söz konusu değildir. Ateş sadece kutsaldır ve ondan kral diye söz edilmektedir. Nasıl ki yere düşmüş bir ekmeği kaldırıp, öpüp, alnına koyduktan sonra yüksek-temiz bir konuma bırakan bir müslümandan ‘’Bakın bu ekmeğe tapıyor’’ diyemiyorsak,  ya da Hiristiyanlık’ta ,; Meryem’e, şaraba, eşitliğe tapınmıyorsa,  Zerdüştilikte de ateşe tapınmıyor. Sadece benimsenen değerlere kutsanmışlık vardır. Ki bu sadece Zerdüştlüğe özgü de bir şey değildir. Günümüzde bile namus, onur gibi kavramlar kutsallaşmış ve biz bunlara tapmıyoruz. Ve Zerdüştilikte kutsanan sadece ateş de değildir. Kılıç, topuz da kutsal sayılır ve toplantı salonlarının duvarlarına asılırlar.

‘’Peki ateşe tapınanlar hiç mi yok?’’   Gerçeklikler asla inkar edilemez zaten.  Gerçeklikler tüm çıplaklığıyla da konuşulur, yazılır, çizilir. Evet, ateşe tapınan Zerdüştler de var. Zerdüştlük inancı ne sadece bir birey tarafından kabul edildi ne de dünyadaki bütün kavimler tarafından.. Zerdüştlük inancını benimsemiş olan birkaç topluluk ateşe aşırı kutsallık atfettikten sonra ateşi nerdeyse ilahlaştırmışlardır. Ve Zerdüştlüğün öz temellerinden ayrı kalmışlardır. Ki bunlar da Müslümanların kutsal kitabı Kuran’da ‘’mecusiler’’ olarak geçmektedir.  Ya da ateşe tapan Zerdüştler de diyebiliriz. Ya da Zerdüştlük inancında değişimler yaratıp ‘’kendi Zerdüştlüğünü yaşayanlar’’ da …  Tıpkı Hristiyanlık’ta katolok ile Protestanların  ya da İslam’da Şii, Hanefi, Şafi gibi toplulukların kısmen de olsa yaşayış tarzlarında ve düşünsel yorumlarında farklılıklar oluşturduysa Zerdüştlükte de durum böyledir. Tabi Mecusiler bir mezheptir filan demiyorum ama Zerdüştlük özünü ve gerçekliğini farklı yorumlayan toplulukturlar.

‘’Zerdüştilikte-Ezidilikte Şeytana tapmak var mıdır? ‘’  Bunu açıklamadan önce Zerdüştlük dinini resmi inancı yapmış olan Med-Pers krallığı ile İskender arasında yapılan savaşın kısmi detaylarına inmek gerek  İskender Med krallığını fethettikten sonra burada Zerdüştlüğün kutsal kitabı olan Avesta’yı da yakar-zarar verir. Ceylan derisi üzerine yazılan gathaların bir bölümü kurtarılır (Günümüzdeki Avesta).  İskender’in fethinden dolayı bazı Zerdüşt toplulukları İran’ın doğusuna yerleşir. Fakat İskender fethini daha da yaymaya çalışır. Bunun üzerine buradaki Zerdüşt toplulukları Şengal’e göç ederler(Günümüzdeki Ezidiler’i oluştururlar).

Ezidilik inancında Xweda(yaratıcı)  Dünyayı yaratmak için Meleke Tawus’u  (şeytan diye bilinen Melek)  yanına çağırır ve ona dünyayı yaratma emri verir. Meleke Tawus da  Allah’tan dört melek ve dört cin ister. Allah da istediğini ona verir.  Meleke Tawus,  Allah’ın verdiği emirle dünyayı, suyu, ateşi, toprağı, doğayı yaratır.  Allah da Meleke Tawus’a  yarattığı bu doğaya tabi olmasını ister. Meleke Tawus ise; ‘’Bu kainatın ve her şeyin yaratıcısı sensin. En yüce olan da sensin. Ben sadece sana tabi olurum.’’ der.  İşte Ezidilik inancına göre Meleke Tawus bunu söylerken aslında Allaha karşı çok itaatkardır. Ve Meleke Tawusun daha da büyük bir melek olduğunu kabul ederler. Allah’ı  inkar söz konusu değildir. Şeytana tapmak da söz konusu değildir. Allaha da, Meleke Tawusa da sonsuz bir bağlılık vardır. Ki konuşmalarına bile baktığımızda iki cümlelerinin birinde mutlaka xweda, xwede (Allah) vardır.

T.C  Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da  gittiği çoğu ortamlarda Kürtlerin en eski dini olan Zerdüştlüğe hakaret etmekte ve onu  çarpıtmakta,  Ünlü cicişler uzmanı Adnan Oktar da uydurmuşlukta sınır tanımamakta.  İnsanlar  kendi yanlışlarını örtmek için başkalarında kusur ararlar. Kendi ruhunu kirlilikten arındıramayanlar Zerdüştlüğü kirletmeye çalışıyorlar.  Oysa Zerdüşt;  ‘’kirletmeyin!’’ der.  İyi söz,  iyi düşünce, iyi eylem…

Ateşin sıcaklığının içimizi aydınlatması, ruhumuzu ferahlatması dileğiyle.   İyilikler bizim, daha büyük iyilikler tüm insanlığın olsun!